Kayıtlar

SENİ DÜŞÜNMEK / Nazim Hikmet (Kürtçe)

SENİ DÜŞÜNMEK Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey, dünyanın en güzel sesinden, en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey... Fakat artık ümit yetmiyor bana, ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum... Nazım Hikmet ❤ LI SER TE FIKIRÎN Tiştekî xweş e li ser te fikirîn, tiştekî bi hêvî ye, ji dengê herî xweş ê dinyayê, tiştekî mîna strana herî xweş ku guhdarî bikî ye... lê êdî hêvî ji min re ne bes e, ez êdî naxwazim stranê guhdarî bikim, dixwazim stranê bistirêm... Nazım Hikmet Çeviri / Werger : Mûlla Evîndar (Nazim Hikmet'in "Seni düşünmek güzel şey" şiirinin Kürtçe çevirisi) (Helbesta Nazim Hikmet bi Kurdî)

KAR YAĞIYOR

KAR YAĞIYOR Kar yağıyor Bu gece sokağımız bembeyaz Bu gece sana doğru yürüyorum Bu gece sana şarkı söylüyorum Biliyorum bu şarkıyı duymayacaksın Belki aramızda denizler, dağlar Belki bir sokak ilerdesin Belki de hiç yoksun Kar yağıyor geceye Sana söylediğim şarkı eşliğinde Mûlla Evîndar  04.12.2020

AYNADAKİ BEN

AYNADAKİ BEN Yaş 85 Saçlarım kar beyazı Tozlu bir yoldan gelmiş gibiyim Alnımda çizgiler Her biri yürüdüğüm yollar gibi Çok yorgunum Mulla Evindar 

WÊNENAME / RESİMNAME

Resim
Wêne û Helbest : Mulla Evindar WÊNENAME / RESİMNAME Li vê sedsala nû di wêje de, bi taybetî jî di warê helbestê de rêbazeke nû, şêwazeke nû destpê dike. Di berika herkesî de telefonê mobîl ku wêneyan dikşîne heye û em her kêlî û rewşa xwe bi wan telefonan dikşînin û car carna jî li bin, li ser, li hundir van wêneyan çend gotin, helbest û hwd. dinivîsin. Ji ber ku gotin yan jî helbest ligel wêne ye, wêne bi peyvan re alîkarî dike û wateya hevokan temam dike, xurt dike. Bi vî awayî jî stîleke nû, şêwazeke nû di wêje de li cîhanê destpê dike. Min navê vê rêbazê li ba xwe kir "wênename". / Bu yeni yüzyılda biz belki farkında olmadan edebiyatta, özellikle de şiirde yeni bir akım, yeni bir tarz başladı ve gelişiyor. Herkesin cebinde kameralı telefonlar var ve bu telefonlarla her anımızı, her durumumuzu çekip resimliyoruz sonra altına, üstüne ya da içine yazılar yazıyoruz. Bu yazılar resimden ayrı olmadığı için resim kelimelere yardımcı olmakta, cümleleri tamamlama...

KIYIYA VURAN DALGALAR GİBİ

Kıyıya vuran dalgalar gibi Aklıma gelirsin Ansızın Mûlla Evîndar 

3000 METRE YÜKSEKTEN

Resim
3000 METRE YÜKSEKTEN Bu mesajı sana 3000 metre yani 3 km yüksekten yazıyorum, Bulgaristan üzerinden devam ediyoruz. Bir saate kadar uçak inişe geçecek. Tabi ki biz yere inince bu mesaj sana gelecek. Şimdi telefon uçak modunda. Yemek seansı bitti. Karşılıklı online mesajlaşsaydık hemen menüde ne vardı diye sorardın. "Poulet Grillé" dedikleri "Izgara Tavuk" ve "Ratatouille" dedikleri "Türlü Sebze" var idi. Tahmin edeceğin gibi şaraplar da vardı. Şimdi kahvemi içiyorum, pencereleri kapattım ve bunu yazıyorum. Bulutları çok seyrettim, bembeyaz kar yığınları gibi duruyordu, bazen de pamuk şekerini andırıyordu, uçak arada bir bulutların içine dalıyordu ve dışarısı gözün hiçbir şey göremeyeceği bir beyaza bürünüyordu, "beyaz karanlık" desem belki ifade eder. Çok ilginçtir, yeryüzünde iken başımızı kaldırıp gökyüzüne bakmayı ihmal etmeyiz, gökyüzünde iken de yeryüzüne bakmayı ihmal etmiyoruz. Uçak yerden kalkıp bulutlar içinde kay...

KÖY TÜRKÜSÜ

Resim
"Nerede bir köy türküsü duysam  şairliğimden utanırım" Bedri Rahmi "Ku ez li kuderê klameke gundan bibihîzim  ji ber helbestvaniya xwe fêdî dikim". Bedri Rahmi Çeviri / Werger : Mûlla Evîndar 

GÖÇMEN KUŞLAR

Resim
GÖÇMEN KUŞLAR Sessizliği, ıssızlığı, yalnızlığı ekip                 ufuklarda kaybolmayın!... Bulutlarda umudu aratmayın!... Mûlla Evîndar 

KESÊ BÊDIL / AŞKSIZ ADAM

Resim
KESÊ BÊDIL Eger tu bê dil î Kevirekî bi cil î Mûlla Evîndar  * * * AŞKSIZ KİŞİ Yoksunsan aşktan Farksızsın taştan Mûlla Evîndar 

EKRANDAKİ ve PENCEREDEKİ DÜNYA

EKRANDAKİ ve PENCEREDEKİ DÜNYA Uçağa binmelerine bir saat kalmıştı, Sylvie tabletin şarjını kontrol edip tam dolsun diye koltuğun yanındaki prize fişi taktı. Bilir çocuğunun tablet olmadan yapamayacağını, bilir Alex'in tablet olmadan rahat  duramayacağını. Alex altı yaşındaydı ve tüm dünyası bu tablet denilen el bilgisayarıydı. Alex'in babası Mustafa ise çocuğunun şimdiden elektronik aletlerle böyle haşır neşir olmasıyla gurur duyuyordu. Bir güvercin misali Fransa'dan, Türkiye'ye konmak üzere uçtu uçak. Alex tabletini elinden hiç bırakmayıp hiç kimseyi rahatsız etmedi yolculuk boyunca. Dışardaki bembeyaz bulutlardan, uçsuz bucaksız boşluktan bihaber uçakta pencerenin yanında usul usul oynuyordu, pencerenin perdesini kapatmıştı, ışık ekrana yansımasın diye. Uçak indi Ankara'ya. Sabahın erken saatleriydi. İzinleri boyunca kullanmak için kiraladıkları araba havalimanı çıkış kapısında onları bekliyordu. Arabaya binip ver elini köyüm dedi Mustafa. Yollar çok sa...

SESSİZ GÜRÜLTÜ

SESSİZ GÜRÜLTÜ Şemsiyemi nedense bugün evden çıkarken almadım, hem de Cenevre'de bugün yağmur yağacağını bildiğim halde. Bu güneşsiz günde evde oturmak varken bir pazar günü şehir merkezinde caddelerde yürürken çok sert bir yağmurun altında buldum kendimi. Daha da azgınlaşacağı belli olan yağmurdan kaçıp hemen yanımdaki "Café & Bar Swiss" gençlik barına girdim. Yağmurdan kaçıp doluya tutuldum, barda o kadar aşırı bir gürültü vardı ki, işin içinde ıslanmak olmasaydı o güzelim yağmur sesini yeğleyip bu gürültüden kaçabilirdim. Gürültü yetmezmiş gibi bir de aşırı kalabalıktı, kalabalığın yarısı ayaktaydı, oturacak sandalye yok diye değil, tarz böyleydi ve ağzına kadar tıka basa doluydu bar.  Bira içip bağıra bağıra eğlenenler, müzik ritmine uygun olarak yerinde dans edenler, telefonda konuşanlar, garson çağıranlar... Islanmayı düşünmeksizin tam bardan çıkmak üzereyken köşede yalnız ve çok sakin bir vaziyette oturan bir kız gözüme çarptı ve nedense dışarıya çıkmak y...