ELEKTRONİK SOHBET - Mulla Evindar

ELEKTRONİK SOHBET 

Ebru : Merhaba.

Hasan : Merhaba.

Ebru : Birşey sorabilir miyim?

Hasan : Memnuniyetle. Buyurunuz.

Ebru : Öncelikle nasılsınız?

Hasan : Teşekkürler, iyiyim. Siz nasılsınız?

Ebru : Ben de iyiyim. Teşekkürler. Sizleri çoktandır takip ediyorum.

Hasan : Güzel, birbirimizi takip etmek iyidir.

Ebru : Bir nevi dostluktur.

Hasan : Evet. Sosyal medyadaki dostluklar iletişim ile güçleniyor.

Ebru : Bu çok önemli.

Hasan : Evet, doğrudur. Birşey soracaktınız?

Ebru : Evet, şeyi soracaktım… Şey. Unuttum.

Hasan : Sizinle ne zaman, nasıl sosyal medya arkadaşlığı kurduk hatırlamıyorum.

Ebru : Çoktandır, bayağı var. Ben sizi hep takip ediyorum. Paylaşımlarınızı çok beğeniyorum.

Hasan : Teşekkürler.

Ebru : Beğeniyorum ama belirtmiyorum.

Hasan : Sosyal medya böyle birşey, beğendiğimizi içimizde saklarız, belirtmeyiz, karşı tarafın da bundan haberi olmaz.

Ebru : Millet yanlış anlar diye ben “beğen”i tıklamıyorum.

Hasan : Öyle düşünüyorsunuz.

Ebru : Evet.

Hasan : Siz nerelisiniz?

Ebru : Hemşeriyiz.

Hasan : Aynı şehirden olmak, birbirini tanımamak ama hemşeri olmak, güzel bir duygu.

Ebru : Evet.

Hasan : Profilinize baktım, siz de Avrupa’da kalıyorsunuz.

Ebru : Evet.

Hasan : Stockholm şehrindesiniz.

Ebru : Evet. Siz de Paristesiniz.

Hasan : Evet.

Ebru : Paris! Aşıklar şehri!

Hasan : Ne iş yaparsınız?

Ebru : Ben bir şey yapmıyorum. Evde oturuyorum.

Hasan : Evliysen kocan şanslı, ev hanımı olmak onlar için bir avantaj.

Ebru : Evli değilsem?

Hasan : Değilsin o zaman.

Ebru : Bu sorudan nefret ediyorum!

Hasan : Haklısın, çok kişisel şeyleri sormamak gerekir.

Ebru : Sorun sizin sorduğunuz soru değil. Sorun benim bu sorudan nefret etmem.

Hasan : Öğrencilik falan var mı?

Ebru : Hayır. Evde oturuyorum. Köyde büyüdük.

Hasan : Hangi köy diye sormayacağım.

Ebru : Sonra buraya geldik.

Hasan : Sizin köy genelde Stockholm’da mı?

Ebru : Evet.

Hasan : Profilinize bakıyordum. Profil fotoğrafınız?

Ebru : Çirkin mi?

Hasan : Çirkin değil ilginç.

Ebru : Nasıl yani? Hoş görünmüyor mu?

Hasan : Hoş. Neden ayna karşısında çektin?

Ebru : Hoşuma gitti.

Hasan : Makyaj biraz göze batıyor gibi.

Ebru : Bilmem. Zaten fotoğraf çektikten sonra makyajı sildim.

Hasan : Fotoğraf çekmek demek ki zahmetli iş.

Ebru : Bir önceki fotoğrafa bak.

Hasan : Bu daha doğal.

Ebru : Bunu ondan hemen önce makyajsız çekmiştim.

Hasan : Evet, belli.

Ebru : Öncekini niye beğenmedin?

Hasan : Ben beğenmedim demedim. İlginç dedim.

Ebru : Nasıl yani? İlginç olan ne?

Hasan : Bir yönelim var gibi.

Ebru : Nasıl yani?

Hasan : Her fotoğraf birşey anlatır.

Ebru : ?

Hasan : Her fotografta bir çağrı vardır,  bir mesaj, bir yöneliş.

Ebru : Şimdi benim fotoğraflarım neyi anlatıyor?

Hasan : Kadınsı bir çağrı.

Ebru : Ha haaa! Nasıl birşey bu?

Hasan : Jest mimikler konuşur.

Ebru : Evet?

Hasan : Şimdi böyle bir duruşun ifade ettiği bir psikoloji var.

Ebru : Nasıl bir psikoloji?

Hasan : Bu psikolojiyi siz iyi biliyorsunuz.

Ebru : ?

Hasan : Fotoğrafı çektiğiniz anı hatırlayınız, o an vermek istediğiniz mesajı hatırlayınız, bir çağrı, bir beklenti, bir amaç.

Ebru : Amaç?

Hasan : Evet, neydi amacınız?

Ebru : Kendimi köşeye sıkışmış gibi hissediyorum.

Hasan : Hadi bakalım! Doğal bir şekilde, demagoji katmadan cevap ver.

Ebru : Sen çok bilgili, entellektüel birine benziyorsun. Sana açıkça şunu diyeyim, ben zaten demagoji gibi kelimelerden anlamam. Dediğin gibi tabi ki fotoğraf çekerken bir amacım vardı.

Hasan : Evet. Orada mısınız?

Ebru : …

Hasan : ?

Ebru : Pardon, bir çay doldurdum. Evet, fotoğraf çekerken amacımı anlatıyordum.

Hasan : Evet.

Ebru : Şöyle güzel, cazibeli, erkekleri baştan çıkaracak, kız arkadaşlarımı kıskandıracak bir fotoğraf çekip profilime koyayım dedim. O an bunları düşündüm. Bunları yapmak için de, bakışlarımı, makyajımı falan kullandım.

Hasan : Bravo! Sen çok dürüst bir kızsın. Bu arada artık “siz” değil “sen” dediğime göre samimiyet gelişti. Sen zaten çoktandır “sen” diyorsun.

Ebru : Ha haaa! Evet.

Hasan : Kaç yaşındasın?

Ebru : 29.

Hasan : Bu soruya kızmadın, en azından nefret etmiyorsun bu sorudan.

Ebru : Ben seninkini sormayacağım.

Hasan : 32.

Ebru : Senin bir kız arkadaşın, sevgilin var mı?

Hasan : Sen çok cesursun. Kızların pek cesaret edemediği soruları sorabiliyorsun.

Ebru : Medeni cesaret.

Hasan : Neden “evli misin” değil de “sevgilin var mı” sorusu?

Ebru : Evli olmadığını biliyorum.

Hasan : Nereden biliyorsun?

Ebru : Hemşeriyiz dedim ya. Bunu öğrenmek zor değil.

Hasan : Kimden öğrendin?

Ebru : Bence önemsiz.

Hasan : Ama ben daha senin evli olup olmadığını bilmiyorum.

Ebru : Ben evli değilim, evli idim, boşandım. Onun için evlilik kelimesinden hoşlanmayıp nefret ediyorum.

Hasan : Anlıyorum. Uzmanlar evlenmek kadar, boşanmak da bir ihtiyaçtır diyorlar eğer huzursuzluk, geçimsizlik varsa.

Ebru : Şimdi 15-16 yaşlarında olmak isterdim.

Hasan : Niye?

Ebru : Bizler daha o yaşlarda geleceğimizi yanlış biçimlendirmişiz. Biran önce Avrupa’dan biri ile evlenip de Avrupa’ya gidelim diye plan yapıyorduk.

Hasan : Maalesef öyle hatalar çok yapılıyor.

Ebru : Evleneceğimiz oğlanı değil, gideceğimiz Avrupa şehrini seçiyorduk. Kim hangi ülkede, hangi şehirde ona bakıyorduk, hangi şehir güzel ona bakıyorduk. Hangi ülke, şehir nasıl diye de oradan izine gelenlere bakıyorduk.

Hasan : İzine gelenlere bakıp nasıl anlıyordunuz, hangi ülke, hangi şehir nasıl diye?

Ebru : Çok para harcıyorsa geldiği ülke iyi, konuşurken çok yabancı kelime kullanıyorsa, giyimi farklıysa geldiği ülke, şehir modern diyoruz.

Hasan : Çok ilginç. Şimdi de öyle mi?

Ebru : 6-7 yıl öncesine kadar benim çevremde kızlar böyle internet, sosyal medya nedir bilmezlerdi, zaten pek yoktu da. Şimdi herkes biraz daha herşeyden haberdar.

Hasan : Şimdi 15-16 yaşlarında olsaydın ne yapardın?

Ebru : Lisedeki Derya öğretmenimin dediklerini çok iyi dinleyip, hepsini yapardım. Erkeğin kölesi olmak istemiyorsanız, özgür olmak istiyorsanız hep diyordu.

Hasan : Sen neyi tercih ettin?

Ebru : Taptaze liseli bir genç kız iken liseyi bırakıp nişanlandım, sonra evlenip buraya geldim.

Hasan : Sonra?

Ebru : Sonrası çok uzun. Anlatsam telefonumun şarzı yetmez, internetimin kotası dolar. Kısacası hayal ile gerçek çok farklıydı.

Hasan : İstiyorsanız beni arayabilirsiniz.

Ebru : Gerek yok, teşekkürler.

Hasan : Nasıl isterseniz.

Ebru : Kısacası kayınanam beni ev temizliğine bakan gündelikçi bir kadın, kayınbabam beni kendi sayesinde köyden kurtarılmış biri, kocam ise suyu iyice çıktıktan sonra geriye kalan limon posası gibi görüyordu.

Hasan : Çok yazık. Kayınanan ve kayınbabandan ayrı kalmayı hiç konuşmadınız mı?

Ebru : Kocam hiçbir zaman bunu istemedi. En son bir ay sonra çok şey değişecek, bekle diyordu. Bir ay sonra şehir dışında işim var, beni merak etmeyin deyip gitti bir daha hiç gelmedi. Annesi, babası da bulamadı. Çok sonraları duyduk ki diskotekte tanıştığı alkolik bir kadınla beraber kalıyormuş.

Hasan : Şimdi yalnız mı kalıyorsun?

Ebru : Tamamen resmi olarak boşanınca ayrı kaldım, çeşitli temizlik işlerinde çalıştım. Şimdi devletin sosyal kurumu bana bakıyor, kendimi engelli gibi hissediyorum.

Hasan : Kendini çok iyi ifade ediyorsun.

Ebru : İçimi dökmek istiyordum biraz da.

Hasan : Çok normal.

Ebru : Bazen de eski kocamdan intikam alırcasına böyle sosyal medyada belki temiz birini bulurum diye takılıyorum işte.

Hasan : Bir kişi bir yola girdi mi eninde, sonunda gideceği yere varır. Önemli olan yola girmek, yola girmeyen birinin haliyle gideceği, varacağı bir yer de olamaz. Yolda ilerleyen bir araba eninde sonunda gideceği yere varıyor, parktaki araba ise hep aynı yerde duruyor.

Ebru : Aynen öyle.

Hasan : Sohbet güzeldi. Şimdi gitmem gerekiyor. Benim böyle yazıştığım çok arkadaşım var. Aynı anda olmasa bile sonradan karşılıklı uzun uzun cevaplar yazıyoruz. İnsanların birbirleri hakkında keşfedeceği çok şey vardır.

Ebru : Doğru, çok doğru.

Hasan : Tekrar yazışmak, konuşmak, görüşmek dileği ile.

Ebru : Durup dururken zamanını aldım. Ama çok güzel bir sohbet idi, beni biraz da teşvik ettin tabi, normalde bu kadar çok şey söylemeyi becermiyorum, biraz da rahatladım.

Hasan : Daha söylenecek çok şey var.

Ebru : Aynen öyle. Çok teşekkür ederim.

Hasan : Hoşça kal.

Ebru : Güle güle.


26.01.2018

Mulla Evindar
mullaevindar@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DOKUZ ADIMDA KÜRTÇE'Yİ KOLAYCA OKUYUP YAZMA METODU / Mûlla Evîndar

BIZBEN - Mulla Evindar

LAWIKMAR / Mûlla Evîndar

BÛKA SPÎ - Mulla Evindar

FIRAT CEWERÎ û CIWAN HACO - Mulla Evindar

JANA DIL - Mulla Evindar

ŞEVEKE PAYÎZÊ - Mûlla Evîndar

ÇÛNA BER TEQE - Mulla Evindar