BAVUL

BAVUL

Kentin bir ucundan diğer ucuna kadar gezmediği, görmediği yer bırakmadı Bayram o gün. Sayamayacağı kadar tramvay, otobüs değiştirdi, bir çok bistroda kahve içti, bira içti, restorantta pizza yedi, caddelerde dolaştı. Caddelerde yürürken kendisini sanki ıssız bir çölde yürüyormuş gibi hissediyordu, oysa iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalıktı Paris caddeleri. Son durak meşhur Champs-Eliysée caddesiydi, Bayram kalabalıktan insanlara çarpa çarpa en yakın durağa ulaşıp evin yolunu tuttu.

Evine yakın durakta inip metrodan çıktı, akşam olmak üzereydi. Kaldırımda yürürken nedense Nazım Hikmet'in şu dizeleri aklına geldi:

"Ben, ihtiyarlığım, yalnızlığım
 Bir de kara sevda
 Dördümüz yan yana yürüyoruz"

Ama Bayram ihtiyar değildi, kırlaşmış saçları olsa da henüz elli yaşlarında idi.

Tek odalı evine girerken her zamanki gibi dış kapısı gıcırdıyordu, bu gıcırdama sesi odadaki ıssızlığı, sessizliği yarıyordu, Bayram için bu ses eve geldiğinin habercisiydi. Yarılan sessizlik ve ıssızlık kapının kapanmasıyla her zamanki gibi tekrar başladı.

Günün yorgunluğuyla hemen koltuğa uzanıverdi. TV kumandasını eline aldı, televizyonu tam açacakken tereddüt edip açmaktan vazgeçti, kumandayı sehpaya fırlatır gibi attı, cep telefonunu eline alıp sosyal medya, internette gezeyim derken ondan da vazgeçti, telefonu da sehpaya fırlatır gibi attı. Uzandığı koltuğun hemen yanında olan pencereden dışarıya baktı. Uzayıp giden trenyolu rayları gözüküyordu, raylar batmak üzere olan güneşe kadar uzanıyor gibiydi. Raylara bakarken artık ezberlediği şu şiir sessiz sedasız içinden geçti:

"Uzayıp giden raylar
 Nereye gidersiniz
 Gider misiniz
 Bizim oralara
 Sıladaki çocukluğuma
 Ufukta bizi bekleyen
 Sessiz sedasız parıldayan ışığa".

Güneş batınca son kalan umudu da onu terketmiş gibi hüzüne kapılıp odanın duvarlarına baktı. Şehir koca bir açık cezaevi, oda da cezaevindeki bir hücre gibi geliyordu ona. Tekrar duvarlara baktı. "Sen memleketten buraya gelirken 'bir kaç sene, beş on sene çalışıp döneceğim' demiştin, otuz sene geçti hâlâ döneceğim diyorsun".

Bayram bir anda irkildi. Bu ses nereden geliyordu?

Duvarlar mı konuşuyordu?

Ses gelmeye devam etti: "Sen bu kafa ile hiçbir yere gidemezsin".

Bayram gene irkildi, karanlığın çöktüğü odayı aydınlatmak için ışığı açtı. Ses gene geldi: "Ancak raylara bakıp hayaller kurarsın, ışık sana gelmez, sen ışığa doğru gideceksin".

Bayram, bu son cümle ile konuşanı buldu. Konuşan kişi gardrobun ortasındaki aynada gözüküyordu. Kendisiydi. Bayram kendi kendine konuşuyordu.

Paris'in sokaklarında, caddelerinde, tramvaylarında çok sık gördüğü ve deli dediği kendi kendine konuşan insanlar hemen aklına geldi.

Bayram odadaki sesin sahibini bulunca gardrobun üzerindeki bavullara baktı "Oğlum Bayram, senin işin bitmiş buralarda, kalk bavulunu hazırla kalk, kalk ve memleketine dön" deyip dönüş için nihayet kesin kararını verdi.

Mûlla Evîndar 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DOKUZ ADIMDA KÜRTÇE'Yİ KOLAYCA OKUYUP YAZMA METODU / Mûlla Evîndar

BIZBEN - Mulla Evindar

LAWIKMAR / Mûlla Evîndar

BÛKA SPÎ - Mulla Evindar

FIRAT CEWERÎ û CIWAN HACO - Mulla Evindar

JANA DIL - Mulla Evindar

ŞEVEKE PAYÎZÊ - Mûlla Evîndar

ÇÛNA BER TEQE - Mulla Evindar